Kan Uykusu-1
BAŞLARKEN...Binlerce şehit, milyarlarca dolar kayıp. Yıllardır süregelen bu sorunun elbette, tarihi, siyasal, sosyal, ekonomik onlarca nedeni var. Bu sorunlar yıllardır tartışılıyor. Ancak biz bu tartışmaları girmeyeceğiz. Hakkari Bölgesi’nde1993-1995 yıllarında yaşananları ele alacağız. Bir komutan ve binlerce Mehmetçiğin mücadelesini onların ağzından okuyacağız. Ancak 1993 yılına gelmeden PKK nedir? Ne zaman nerede kuruldu? Ve en önemlisi kimlerin desteğiyle nasıl gelişme gösterdi? Bu süreçteki önemli kilometre taşlarını hatırlayalım. PKK 27 Kasım 1978’de Diyarbakır Fisköy’de kuruldu. İlk PKK grubu 1980’de topraklarımıza girdi. İlk silahlı eylemde başarısız oldular. 1984 ve 1985’te PKK büyük darbe aldı. Militanlarının yarısını kaybetti. Apo, silahlı tüm unsurları Kuzey Irak’a çağırdı. Örgüt 1991 Birinci Körfez Savaşı’nda en büyük atılımını yaptı. Olağanüstü miktarda silah ve mühimmat elde etti. Örgüte büyük katılım oldu. Silahlı Kuvvetler cumhuriyet tarihinin en büyük opearyonlarından birini Kuzey Irak’a yaptı. PKK büyük darbe yedi. Apo ateşkes ilan etti. PKK bu süreyi toparlanarak geçirdi. 1993 yılının mayıs ayı geldiğinde 33 asker kurşuna dizildi. Bingöl’den gelen haber şok etkisi yarattı. Silahsız 33 asker kurşuna dizilmişti. Kamuoyu ayaktaydı. Bölgede süratle yeni tedbirler alınması gerekiyordu. Ağustos ayı TSK için tayin ve terfi ayıydı. Ancak o günlerde karargahtan dışarıya yansımayan ciddi bir sıkıntı vardı. Kara Kuvvetleri bölgesinde tayin ve terfi bekleyen 80 tuğgeneral vardı. Kamuoyuna yıllar sonra yansıyan bilgilere göre Hakkari’ye tayin edilmek istenen bazı generaller çeşitli mazeretler ileri sürüyordu. 22 Haziran 1993 günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş’in kapısından bir tuğgeneral değil bir Kurmay Albay girdi. O Kurmay Albay Osman Pamukoğlu’ndan başkası değildi. İşte Kan Uykusu yazı dizimizin gerçek öyküsü böyle başladı...
33 günde 40 askerim sehit düstü
Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş Osman Pamukoğlu’na 22 Haziran 1993’te Hakkari Komando Tugayı’nı komuta etme görevini verdi. Pamukoğlu’nun göreve başladığı ilk dönemde 33 gün içinde 40 askeri şehit düştü. Durum sandığından da vahimdi...
Genelkurmay Başkanı Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, 22 Haziran 1993 günü Kurmay Albay Osman Pamukoğlu’nu çağırttı. Güreş Paşa sıkıntılıydı. Içeride başkaları da vardı. Mayıs ayında Bingöl’de 33 askerin otobüsten alınıp şehit edilmesiyle ilgili ve tabii bilinemeyen başka sebepler, komutanın gergin olduğunu açıkça gösteriyordu. Pamukoğlu geldi. Paşa, “Seni Hakkari’ye gönderelim” dedi. “Emredersiniz” cevabını aldı. Güreş Paşa “Ne zaman katılırsın?” diye sordu. Pamukoğlu”hemen katılırım” yanıtını verdi.
Osman Pamukoğlu birkaç günlük hazırlığın ardından 29 Haziran 1993 günü Hakkari’ye ulaştı. Bölgede son bir ay içinde çatışmalar hiç olmadığı kadar şiddetlenmiştir. Osman Pamukoğlu Hakkari Dağ ve Komando Tugayı’nı ağustos ayında teslim alacaktır. Ancak bu sürede olan bitene şahit olma fırsatı bulur. Tablo, Osman Pamukoğlu açısından vahimdir:
HER GÜN TAARRUZ VARDI
“33 günde 40 şehit verdik. Ve çok karşı hareket yapamadığımızdan 40 kaybın karşılığı olarakta bir şey alabilmiş değildik. Temmuz boyunca olan şuydu ki her gece iki karakol, iki veya üç köy ve mezra kesinlikle ya taarruz ediliyor ya taciz ediliyordu.”
Her gece karakol baskını
Emekli Jandarma Albay Sarızeybek’e göre bir komutanın iki seçeneği vardır: Ya iki sene boyunca risk almayıp tayininizi bekler oturursunuz. Ya da terörle mücadele edersiniz
O dönemde hemen her gece yaşanan karakol baskınlarına dair en çarpıcı örnek Aktütün karakolu baskınıydı. Emekli Jandarma Albay Erdal Sarızeybek o sırada Şemdinli’de görevliydi ve karakolun baskına uğrayacağını biliyor ve bekliyordu:
“Muhabereciler koşarak geldi, komutanım dedi Aktütün bölük komutanı sizi acele telsize çağırıyor. Zaten öyle diyince biz bir olay olduğunu anladık, telsize geldik. Kemal üstteğmenimiz vardı, “Komutanım teröristler Aktütün’e saldırıyor” dedi.
HELİKOPTERLE SALDIRI
Karayolu ile Aktütün’e gitmek yaklaşık 5 ila 6 saat. Tabii yolda mayınlama var, pusu var taktikleri gereği. Bu tür çatışmalarda mutlaka takviye gelecek yolları mayınlıyorlar ve pusu kuruyorlar. Yoksa alan çatışmasına giderken yolda hem mayına bastık hem pusuya düştük. Ama sonra kurtulduk, devam ettik görevimizi yaptık. O zaman da düşündüm karayolu ile gitsek 6 saat. 6 saatte zaten çatışma bitmiş olacak. Ben muhafızlarımı alıp komando tabur komutanlığının helikopter pistine gittim, ama karayolundan takviye kuvveti Veysel teğmenki o da sonradan bir çatışmada şehit oldu Allah rahmet etsin. O karayolundan takviye gitti biz komando taburunun helikopter pistine gittik. Ben muhafızlarımla, 5 kişi yada 4 kişiydik. Helikoptere bindik. Bu Ulaş 1 helikopteriydi. Az sayıda personeli nakletmek için, zaten Aktütün’e yaklaştığımızda helikopteri kobra sansınlar diye helikopterden el bombası atmaya başladık yere ki o patlamalarla bir silahlı helikopter olduğunu düşünsünler diye.
22 ŞEHİT BİRDEN
Zaten bölüğe inemedik çünkü çatışma tamamen bölüğün etrafındaydı. Yaklaşık 200-300 metre mesafede helikopter bizi bıraktı. Teröristler köyün içinde bazı evleri kendilerine mevzi teşkil etmişler evlerin içerisinden roketle ve makineli tüfekle bölüğe ateş ediyorlardı. O anda sevki idare gibi bir şey düşünemedik. Çünkü ateş bölüğün zaten içerisindeydi. Hemen biz de mevziiye girdik, çatışmaya fiilen katıldık. Çatışma yaklaşık orada da 5 saat sürdü. Takviye kuvvetler çabuk geldi. Hem polis özel harekât timleri, hem jandarma özel harekat timleri. Gerekli mukavemeti gösterdik, çatıştık. Orada da teröristler çok büyük zayiat verdi ama ben teröristlerin zayiatına aldırmıyorum. Orada da 22 tane şehit verdik”
Şehit her gün veriliyor,her yerde baskın ve pusu yenebiliyor,yollar gündüz gözüyle kesiliyordu. O dönemde Şemdinli’de görev yapan Erdal Sarızeybek’e göre bu şartlarda görev yapan güvenlik görevlilerinin iki seçeneği vardı:
“Birinci seçenek şudur; işte ben birlik Komutanıyım, emrime verilmiş askerler var, bunların hiçbirisi şehit olmasın, kışlasından dışarı çıkmasın, üstler de ne yapıyorsa yapsın, ben hiç şehit vermeden iki senemi doldurayım, buradan gideyim. İkinci seçenek şudur; PKK terör örgütü TC’nin varlığına ve bekasına gerçekten bir tehdittir, bu tehdit yok edilmeden halkımız huzur içerisinde yaşayamaz. O halde elimdeki mevcut tüm kuvvetlerle bu teröristler neredeyse onları arayıp bulacağım ve yok edeceğim. Birinci seçeneğin şahsi olarak bir ikbal duygusu içerisinde iseniz size riski yoktur. İki sene orada kalırsınız, iki sene sonra tayininiz çıkar batıya gelirsiniz, batıdaki arkadaşlarınızı da övünçle anlatırsınız. Dersiniz ki ben iki sene çok tehlikeli bölgelerde kaldım, hiç şehit vermedim ve döndüm. Ama sizin iki sene kaldığınız dönemde terörist örgüt tüm sorumluluk bölgenizde yapılanmıştır, eleman temin etmiştir, yollarınıza pusu kurmuştur, halkı öldürmüştür, size dokunmamıştır. Güçlenmiştir. Siz iki sene sonra oradan ayrıldığınızda sizin yerinize gelen komutan terörle mücadeleye kalktığı anda karşısında olması gerekenden daha güçlü bir tehditle karşı karşıya kalacak, belki daha çok şehit verecektir. Aslında o verilen şehitler sizin günahınız değil sizden önce terörle mücadele etmemiş olan kişilerin günahıdır.
Emekli Kıdemli Piyade Binbaşı Serhat Karadeniz’in Hakkari’ye tayini Osman Pamukoğlu ile aynı dönemdedir. Onun gözlemleri de Pamukoğlu’ndan pek farklı değildir. Üstüne üstlük o canlı bir olaya şahit olur: “Katılışımın 3’üncü gecesi filandı tabura. Tabura harekat merkezinde oturup çalışıyoruz bir telefon geldi yakınımızda ki bir köyde bir PKK grubunun yurtiçinden geldikleri, yorgun oldukları, içlerinde yaralılar olduğu, aç oldukları, bitkin oldukları ve İran’ a doğru; malum o dönemde İran’da kamplar vardı, İran’daki kamplarına doğru gittiklerini öğrendik. Hemen operasyon hazırlamam gerekiyordu. Ama tugaya haber vermemiz gerekiyor dediler. Tugaydan haber bekleyecektik. Yani insiyatif kullanılmıyor o anda. Daha sonra bu PKK grubu, 3 tane köy var, 2’nci köyden haber geldi. Birinci köyden geçip 2’nci köye gelmişler. E hadi birşeyler yapalım tugaydan emir gelmesin bekliyoruz. Derken 3. köye geldiler biz hala emir bekliyoruz. Ve bunlar köyü terk ederekten İran istikametine doğru gittiler yani o gece biz benim görüşüme göre büyük bir fırsat kaçırmış olduk.
Askerinizi kaybederseniz amiriniz hesap sorar
Jandarma Albay Erdal Sarızeybek riski olmayan ve pasivize olmak anlamına gelen birinci seçeneği anlattıktan sonra ikinci seçeneği anlatıyor:İkinci seçenek çok risklidir. Eğer ki siz gelecek düşünüyorsanız gerek sivil makam gerek askeri makam hep terfi edeyim, bir koltuk sahibi olayım diyorsanız bu sizin için büyük bir risktir. Neden? Birliklerinizle araziye çıkabilirisiniz, terörü yok etmek için. Olur ya bir gün pusuya düşebilirsiniz. Olur ya dışarı çıkardığınız bir tim çok güçlü bir terörist grubu ile karşı karşıya kalabilir, siz şehit verebilirsiniz. O zaman üzerinizdeki amir size neden şehit verdiğinin hesabını sorarsa... Yani niye dışarı çıktın, niye terörle mücadele ettin, otursaydın ya kışlanda bu şehit olmazdı derse işte sizin o ikbal duygunuz biter, geleceğinizde biter. Ama sizin üzerinizdeki komutan bu terör örgütü milletimize bir tehdittir, sen de elindeki bütün güçleri yok edeceksin, gerekirse sen de öl diyen kapasitede bir insansa, riski göze alan bir insansa işte o zaman siz başarırsınız.
Tüfeklerinizin dipcikleri dahil her şeyi yakın!
Osman Pamukoğlu kış şartlarında taarruz etmeyi tercih ediyordu. Bu stratejinin temel mantığı PKK’nın kış aylarında belli noktalarda toplu halde durmasıydı. Bu noktalardan biri de Buzul Dağı’ydı. Burada geçen üç geceden sonra askerlerin donmak üzere olduğunu gören Pamukoğlu Paşa
emir verdi: Gerekirse tüfeklerin dipçikleri dahil hepsini yakın...
Osman Pamukoğlu kış aylarında saldırmayı uygun görüyordu. Bu stratejinin temel mantığı PKK’nın kışın belli noktalarda toplu halde durmasıydı. Bu noktalardan biri de Buzul Dağı’ydı. Sırada PKK’nın Alandüz kampı vardı.Osman Pamukoğlu PKK’nın Alandüz kampına 3500 askerle taarruz etti. “ Buzul Dağı’nı ocak ayında iki komando taburu yürüyerek geçti.
Eksi kırk derecede girdik. Havadan da 1500 komandoyu belli yerlere attık. Ama o akşam hava birden kapattı. Biz çanakta kaldık. Ben dahil. Tam beş gün. Erzaklarımız bitti ve gece kar hiç durmadan yağıyor. Ateş edemiyoruz. Bütün bölge; bütün o yarların üstünde tonlarca kar var. Bir silah patlasa binlerce ton kar hepimizin üzerine düşecek. Bizim erzaklarımız 3 günlüktür. Bitti hepsi. Erzak önemli değil de soğuk. Beşinci gündeyiz. İki buçuk-üç metre kardayız. Karın içindeyiz”
YAKMAK ZORUNDAYIZ
Kar durmadan yağmaktadır. PKK mağaralarda saklanırken o dev çanakta binlerce Mehmetçik kar altında beklemektedir.
İkmal de yapılamadığından askerler hem açlığa hem de soğuğa karşı müthiş bir mücadele vermek zorunda kalır.
Tabur Komutanı Vahap Özkan o saatleri şöyle anlatıyor: Hem doğa ile mücadele ediyorsunuz hem her an düşmanın yapabileceği ters harekete karşı tedbirli oluyorsunuz. Gündüz bulunduğumuz yerde gece; gece bulunduğumuz yerde gündüz bulunmuyorduk. O kara rağmen, tabii işin gizliliği de kalkmıştı, ağaç, dal ne bulursak yakıyorduk. En sonunda Osman Paşa bize tüfeklerimizin dipçiklerini bile yakabileceğimiz emrini verdi.
Osman Pamukoğlu o anı gözleri dolarak anlatıyor: “Emir verdim. Üçüncü geceden sonra bütün arka çantalar ve içindeki teçhizatı hatta gerekirse tüfeklerin dipçikleri dahil hepsini yakın. Başka olacak bir şey yok. Yani yakmak zorundayız. “
ABD uçakları Sikorskyleri vurdu
HAFTALAR sonra Kuzey Irak’a o yılların en kapsamlı harekatı olan “Ejder” düzenlenir. Osman Paşa binlerce Mehmetçikle sınırı geçer ve PKK’nın Irak topraklarındaki kamplarının tamamına, bir kez daha saldırır. Harekat tüm hızıyla sürerken Ankara’dan çok acil bir telsiz mesajı gelir. Genelkurmay Başkanı harekatı Irak topraklarında bizzat yönetmekte olan Osman Paşa’yla derhal görüşmek istemektedir. Pamukoğlu bir helikoptere biner ve şifreli görüşme yapacağı harekat merkezine gelir. Genelkurmay Başkanı çok açık bir emri sıkıntı içinde verir: Osman harekatı durdur. Çünkü İncirlik’ten kalkan ABD uçakları senin harekat yaptığın yerin hemen birkaç kilometre altında Birleşmiş Milletler’e ait Sikorsky helikopterini vurdu...”
KALINAN YERDEN DEVAM
Osman Pamukoğlu şoke olur ama meselenin analizini derhal yapar ve yorumlarını açıklamaktan da çekinmez:
Komutanım, o helikopterlerde silah yok ki. F-16’lar o helikopterleri yere indirmeye mecbur eder. Onlar da iner. Bu olayda bir hata olması mümkün değil. Genelkurmay Başkanı, Osman Pamukoğlu’na harekatı 2-3 gün durdurması talimatını verir.
Osman Pamukoğlu verilen emri harfiyen uygular. Genelkurmay Başkanı’yla yaptığı telefon görüşmesinden sonra askerlerini geri çekmez. Tam 2 gün sonra operasyona kaldığı yerden tüm hızıyla devam eder...
Timin tamamı öldü sandılar
1993-1995 yılları arasında Hakkari Dağ ve Komando Tugayı’na bağlı birlikler sorumluluk bölgelerinde ve çevrelerinde ne kadar tehdit unsuru varsa tamamına ve sürekli saldırmaktadır. Osman Pamukoğlu’nun askeri stratejiye ve taktik anlayışa getirdiği farklılığın izlerine belki de en çok komutası altındaki Mehmetçiğin anılarında rastlamak mümkün.
9.5 SAAT SICAK ÇATIŞMA
Nizamettin Tayfur, Osman Pamukoğlu’nun emrindeki yüzlerce timden birinin komutanıdır. Bakın girdiği çatışmalardan birini nasıl anlatıyor:
“150 kişilik bir PKK grupla karşılaştık. Bölük komutanım tim komutanlarını toplayarak bir strateji belirledi. Bu 150 kişiyi ateş altına alabilmek için bulundukları tepenin kenarında kayalık bir bölge var, buraya bir timin görevlendirilmesi söz konusuydu. Görevi ben aldım. Dolayısıyla gitmemiz gereken 60 metrelik bir kayalık bölge vardı. O bölgeye gidip konuşlanıp PKK’lıları çapraz ateşe tutacaktık. Ben önden 3. kişi olarak çıktım. Önde 2 askerim çıktı arkalarından ben çıktım. İntikaller tamamen ip şeklinde. Aramızda 3-4 adım olmak suretiyle bir sıra dizim şeklinde intikal ettik.
Bölgeye giderken işin verdiği heyecanla biz kendimizi olması gerekenin daha ötesinde bir bölgede bulduk. Ve PKK grubu tarafından sarıldığımızı gördük. O çatışma tam 9.5 saat sürdü ve tek bir askerimi kaybetmeden çıktık. Sonradan öğreniyoruz. Arkadaki bölükte kalan çocuklar-eyvah, bir timin tamamını kaybettik gözüyle bakmışlar. Ümidi kesip ruhlarımıza Fatiha okumuşlar.”
Elbette tüm çatışmalar zaiyatsız atlatılmıyordu. Fakat o süreçte yaşananlar içindeki en acı olay Mordağlarda yaşanan kanlı bir pusuydu. Serhat Karadeniz’in komutasındaki 4. Tabur operasyondan dönerken PKK’nın pususuna düşer:
“Gündüz 11 civarıydı araçlara bindik. Öğlen saat bir gibi telsizlerin çekmediği yerde bize pusu kurulmuştu. Ben 4. araçtaydım. 8. araca aşağı yukarı 3-4 tane roket düştü saat öğlen birdi. Telsizle haber vermeye çalıştık. Mümkün değildi, çekmiyordu. Demek ki buradaki grup telsizin orada çekmediğini bilecek kadar o bölgeye hakimdi. Demek ki Van bölgesinden gelen bir grup Yüksekova’ya taciz için geçmiş ve bölgesine geri dönmüştü. Bunların arkasını kesmeden onlar çemberin dışına çıkmışlardı. Bizden daha hızlı hareket etmişlerdi. Sonra çemberin dışından bizim hareketimizi izlediler dönüşümüzü beklediler çünkü tek bir yol var çok üzülerek söylüyorum o araçta bulunan timden 14 kişiyi de orada şehit verdik.”
TAMAMI YOK EDİLDİ
Osman Pamukoğlu, pusuya düşen taburu ziyarete gider. Askerlerin psikolojisi harap vaziyettedir. Arkadaşlarını kaybeden askere söz verir, “Size pusu kuran bu hainleri en kısa sürede mutlaka bulacağız ve tamamını yok edeceğiz.” Nitekim sözünü aynen yerine getirir.
“Biz bu grubu takip ettik. Hakkari Karadağ üzerine geldiler. Bir ağ kurduk. Ağın kapalı kısmı Van, Hakkari karayolundaydı. Bu ağı Karadağ’a kadar sürdük. 3500 metreye sürdük. İkindiye doğru çarpışma çıktı. Karşımıza Karadağ zirvesinde çıktılar ağı hareket ettirmedik. Hava karardı çatışma saat 22.00 civarı kesildi. Ama hareket ettirmedik ağı. Hava tam kararınca hiç alakası olmayan 2. Tabur’u Hakkari Geçitli üzerinden Karadağ arasına çıkardık. Sabah gün ağarırken o 60 kişi 2. Taburun 5. Bölüğü’nün namlularının ucuna çıktılar. Bunlar bize pusu kuran Başkale grubuydu. Ben de askerlere söz vermiştim. Bu pusuyu kuranları bulacağız demiştim. Tamamı yok edildi.”
Göğsümden kör kursunu cıkarmayın
26 EKİM gecesi Çukurca Üzümlü Karakolu baskına uğrar. Çatışma sabaha kadar sürer. 10 askerimiz şehit düşer. 17 PKK’lı öldürülmüştür. Osman Paşa birkaç hafta sonra Üzümlü’nün bir kez daha saldırıya uğrayacağı istihbaratını alır ve karakola 2 jandarma özel harekat timi gönderilmesini emreder. Bu timler 12 Aralık günü karakolu basmaya gelen 100 kişilik bir PKK grubu ile sıcak çatışmaya girer. Jandarma Komando Zekeriya Gözyuman bu çatışmada göğsünden tek kurşunla vurularak şehit düşer. Bir gün sonra Gözyuman ailesinin Adapazarı Akyazı’daki evlerinin kapısını bir üsteğmen çalar.
HER ŞEY BAĞLANDI KALDI
Kapıyı Zekeriya’nın babası açar.”Şimdi onlar beni görünce böyle kilolu milolu, zaten hasta olduğumu duymuşlar. Demişler biz buna diyemeyiz, kalpten malpten gider. Neyse sonra anlattılar. Oğlun şehit düşmüş Allah sabırlar versin. İşte şöyle olmuş böyle olmuş... Bitti her şey bağlandı kaldı.”
Evde herkes feryat etmekte ağlamaktadır. Bir tek kişi son derece metanetlidir. Anne Asiye Gözyuman acı haberi aylar önce bizzat şehit düşen oğlundan almıştır aslında.
ANNE RÜYASINDA GÖRDÜ
“Anne, ben şehit düşeceğim dedi. Ağlamayacaksın dedi. Ben de dedim ki, oğlum bak dedim sen ana olsan ben de oğlun olsam sana böyle anlatsam nasıl olur dedim. Gurur duyarsın gurur dedi. Öyle gitti. Sonra yedinci ayda ben bir rüya gördüm. Beyaz sakallı bir ihtiyar bana dedi ki başına bir felaket gelecek ağlamayacaksın. Okudu, sabredeceksin dedi. Başıma ne gelecek? Çünkü hiç aklıma gelmiyor benim oğlum şehit düşer diye. O gün saat 2’de de işte astsubay ile teğmen geldiler. Bize söyleyemiyorlar. Ağabeyimi çağırdılar yukarıdan. Ben anladım tabii. İçeri gittim ağabeyim bayılmış. ‘Zekeriya şehit mi düştü yoksa?’ dedim. ‘Gurur duyacaksın ağabey’ dedim. ‘Ben şehit annesi oldum. Vatan sağolsun’dedim.”10 gün sonra Zekeriya Gözyuman’ın şahsi eşyaları gelir. Annesi çantanın bir gözünde Zekeriya’nın eliyle yazdığı bir şiiri bulur. O zaman gözyaşlarını tutamaz.